🔫 Hoşuna Mı Gidiyor 23 Nisan

hoşuna mı gidiyor. 2016-07-21T19:41:53Z Comment by User 854651385. يهنينينثن. 2016-03-23T11:04:27Z Comment by User 854651385. نبنقنقن. 2016-03-23T10:55:44Z. Users who like Ozan Doğulu Feat. Ece Seçkin - Hoşuna Mı Gidiyor-Users who reposted Ozan Doğulu Feat. Ece Seçkin - Hoşuna Mı Gidiyor-Playlists containing Ozan Marketler açık mı, marketler kaçta kapanıyor, kaça kadar açık? Soruları yoğun bir şekilde soruluyor. Sokağa çıkma yasağı kapsamına 23 Nisan da dahil edilince, vatandaşlar 23 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı resmi tatil olarak ilan edilmiştir. Cuma günü okulların yanı sıra kamu kurum ve kuruluşları da tatil olacak. Çalışmaya devam edecek özel Otilia - Bilionera (Burada Laf Çok) 27 Nisan 2015 Mesut Yar | Burada Laf Çok | Cnn Türk. Ara. Kitaplık. Hoşuna mı Gidiyor (Burada Laf Çok) mehmetwrc07. 12Nisan 19 Nisan 26 Nisan 3 Mayıs 10 Mayıs 17 Mayıs 24 Mayıs Kalbimin Tek Sahibine: İrem Derici: Ece Seçkin - Hoşuna Mı Gidiyor 16 Ağustos 23 Ağustos 14 Nisan 2012 Cumartesi En azından bir sincap kadar zarifti. Benden yarım baş kadar daha kısaydı, koyu renkli uzun saçları, kahverengi gözleri vardı, aşağı yukarı on dokuz yaşlarında olduğunu düşündüm, benim gibi yani. Nebu , BU NE LAN! : KGBTR. Ne bu 23 Nisan mı? KK olmaz, zorlama, çok istiyorsun ama olmaz. Ne bu , BU NE LAN! KGBTR'yi başka platformlarda da takip et: KGBTR YouTube . Zihnin Arka Sokakları 29 Nisan 2022 17:03. Dilerim bu yaz hepimize iyi gelir :) Gerçekten ben de böcekleri özlemişim. Dışarıda kısıtlamasız dolaşabilmek bile lüksmüş. Ve dediğiniz gibi bizler ne olursa olsun sosyal varlıklarmışız. 2-2.5 senedir konserlere gidemedim. Bütün hayat kalitem düşmüş gibi. Sil. Intro Em Am D G (x2) Em Kaç kere demeli bir insana Em Biraz açık ol anlaşılmıyor Bm Hep bir şüphe bir soru kafamda Am Bm Beni sevmiyor yok yok seviyor Em Bm Bir bilsem neler hissetiğini kullanma Am Sana olan ilgimi öyle bir Bm C Am Bm Havaya girdin ki keyfin yerinde mi Em Hoşuna mı gidiyor beni deli ediyor Bm C Am Sevdiğini ckEC. Hoşuna mı Gidiyor? LyricsKaç kere demeli bir insanaBiraz açık ol anlaşılmıyorHep bir şüphe bir soru kafamdaBeni sevmiyor yok yok seviyorKaç kere demeli bir insanaBiraz açık ol anlaşılmıyorHep bir şüphe bir soru kafamdaBeni sevmiyor yok yok seviyorBir bilsen neler hissetiğini kullanmaSana olan ilgimi öyle birHavaya girdin ki keyfin yerinde miHoşuna mı gidiyor beni deli ediyorSevdiğini korkmadan söylemek bana zoruna mı gidiyorHoşuna mı gidiyor beni sinir ediyorSevdiğini korkmadan söylemek bana zoruna mı gidiyor *Bu haber, Atölye BİA İletişim Platformu yayınlandı. “En sevdiğim gün Pazar günü abi. İşe gitmiyorum. Mahalledeki arkadaşlarımla top oynuyorum, parkta kola çekirdek yapıyoruz. Hafta içi çalışırken yorgun olduğum için dışarı çıkamıyorum.” Bu sözler Antep'te bir oto tamircide çalışan 15 yaşındaki Hakkı’ya ait. Bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Bir yandan tüm yurtta çeşitli etkinliklerle kutlanan bu bayram, diğer yandan da ülkedeki çocuk istismarı, erken yaşta evlilik ve çocuk işçiliğine dek birçok alandaki sorunları da gün yüzüne çıkartıyor. Gaziantep’te bulunan Mavikent Oto Sanayi, çocuk işçilerin yoğun olarak çalıştığı bölgelerden biri. Sıcakların artmasıyla beraber dükkanlardaki yağların kokusu her yeri sarmış, havada ağır bir koku var. Girdiğim ilk blokta birçok çocuk işçi görüyorum. Kimisi bir yerlere çay götürüyor, kimisi ustası arabayı boyarken başında duruyor, kimisi de arabanın altında bir çukurda egzozu tamir eden ustasının yanında alet edevatları veriyor. Bir başka çocuk çarpıyor gözüme, ustası bir arabanın tamponunu yaparken o yanı başında üstübüyle elini siliyor. Yanına yaklaştığım esnada göz göze geliyoruz. İşin yorgunluğundan mı bilemiyorum ama gözlerinde bir metal soğukluğu var. Üstü ve başı, tırnaklarına kadar yağ içinde. Kıyafetleri tamamen kararmış. Öğle arasında konuşuyoruz bu çocuk işçiyle. Adının Hakkı olduğunu söylüyor. Dükkanın arka tarafında oturuyoruz. Önünde ustasının aldığı nohut dürümü var. Bir yandan yemeğini yerken bir yandan hikâyesini dinliyorum Hakkı’nın. Gözlerinde bu sefer soğukluk yerine hafif bir tedirginlik ve utangaçlık var. Bazen dayak bazen küfür Hakkı 15 yaşında. 11 yaşında ailesinin okuldan almasıyla çalışmaya başlamış. Okulda çok başarılı değilmiş, ailesi "Okumayacaksan bari hem eve katkın hem de mesleğin olsun" diyerek sanayiye yollamış kendisini. O gün bugündür çalıştığını söylüyor Hakkı “Birçok yerde çalıştım. Boyacıda, oto elektrikçide... En son burada çalışmaya başladım. 1,5 seneden fazladır buradayım.” Neden diğer işlerden ayrıldığını soruyorum. Yaşadığı haksızlıklar aklına gelecek olmalı ki sesindeki değişiklikten hem öfkeyi hem hüznü anlayabiliyorsunuz “Kimisi dövüyordu abi. Bir işi yanlış veya eksik yaptığında hemen sövüp küfür ediyorlardı. Biz de işi öğrenmeye çalışıyoruz, bazen yanlış yapamaz mıyız? Bir de hepsi parayı az veriyor. O kadar çalışıyoruz, kendileri çok kazanıyor ama bize çok az para veriyor.” Türkiye İstatistik Kurumu'nun TÜİK açıkladığı "İstatistiklerle Çocuk 2021" verilerine göre 15-17 yaş grubundaki çocukların çalıştırılma oranı, geçen yıl yüzde 16,4 olarak kaydedildi. Çalıştırılma oranının cinsiyete göre dağılımı incelendiğinde ise bunun yüzde 22,9’unu erkek, yüzde 9,5’ini de kız çocuklarının oluşturduğu kaydedildi. Ancak Haziran 2021 tarihinde yayımlanan "Çocuk işçilik yasaklansın!" başlıklı İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi raporuna göre ise Türkiye'de en az 2 milyon çocuk işçi var. Üstelik bu sayı yaz aylarında 5 milyona yaklaşıyor. Cumhuriyet Halk Partisi CHP Genel Başkan yardımcıları Fethi Açıkel ve Veli Ağbaba da 23 Nisan 2021’de Türkiye’deki çocukların sorunlarını ortaya koyan bir rapor hazırlamıştı. Raporda son 5 yılda en az 328 çocuk işçinin "iş cinayetlerinde" hayatını kaybettiği belirtildi. Ekonomik durum çocuk işçiliğini tetikliyor Haftalık 200 -250 lira para alıyor Hakkı. Haftanın 6 günü çalışıyor. Cumartesi günü yarım gün çalıştıkları için erken çıkıyor işten. Onun dışında sabah 8’de dükkana geliyor, işin yoğunluğuna göre çalışma süresi değişiyor. Bazen 10-11 saati buluyormuş çalışma saati. Aldığı parayı da harcamadan direkt ailesine veriyormuş. Babası bir yerde bekçilik yapıyormuş, annesi ise ev hanımı. Bir de kendisinden iki yaş küçük bir kardeşi varmış. Ülkede hissedilen ekonomik daralma, hayat pahalılığı onları da vurmuş. Kardeşi de pandemiden hemen sonra, henüz ortaokuldayken bırakmış okulu. Ailesi, kardeşini de hem meslek sahibi olsun hem de eve ek gelir getirsin diye bir berberde işe sokmuş. Bunu söylerken başı öne eğiliyor. “Ne oldu?” diyorum. “Keşke o okulu bırakmasaydı abi. Onun dersleri de iyiydi. Ben çalışıyordum zaten” diyor. Hakkı’nın sözlerinde de tavrında da belki insanların çok hoşuna giden ama benim anlamakta zorlandığım bir olgunluk var. Bir çocuk bu yaşta böyle sorumluluk duygusu hissetmeli mi? Bu yaşta bir çocuğun, çocukluğun kıyısız denizlerine açılması ya da kafasında bin türlü stresle uyumak yerine havada boşlukta süzülür gibi, uçar gibi uyuması gerekmez mi? Ancak Hakkı’nın hayatı yetişkinliğin sorumluluk yüklü yolunda geçiyor, hem de hiçbir mola fırsatı bulmadan. Futbolcu olma hayalinden oto sanayiye.. Peki yok mu bu çocuğun hiç hayali? Ne yapıyor tatil günlerinde? Futbolcu olma hayali varmış Hakkı’nın “Pazar günleri mahalleden arkadaşlarla top oynuyoruz kolasına abi. Maçtan sonra da parkta oturup kola çekirdek yapıyoruz. Çoğu altyapıya gidiyor ama ben onlardan iyi oynuyorum. Benim olduğum takım hep kazanıyor” diyor. Bunu da söylerken tatlı tatlı gülümsüyor. Bir de arabaları çok seviyormuş Hakkı. İşten sonra eve gittiğinde araba videoları izliyormuş, bunda çalıştığı işin de etkisi vardır şüphesiz. Bir sürü araba markası, modeli, arabaların özelliklerini sayıyor. Bu konulardan anlamadığımı fark etmiş olmalı ki heyecanla “Abi sen hangi arabayı seviyorsun?” diyor. “Ben çok fazla anlamıyorum” deyince, “Abi öyle güzel arabalar var ki aklını yitirirsin. Bir gün seni gezdiririm, çok keyif alırsın” diyor. “Ehliyet?” diyorum. “Aman abi, ehliyeti ne yapacaksın? Arabayı ehliyet mi kullanıyor?” diyor. Gülümsüyoruz. Hakkı’nın yanından vedalaşarak ayrılıyorum. Yemek yediği masayı hızlıca siliyor, üstünü silkeliyor. Çay doldurup yeni gelen müşterilere ve ustasına dağıtmaya başlıyor. Bir otobüse biniyorum eve gitmek için. Bir çocuk ve annesinin konuşmalarına şahit oluyorum “Anne beyaz gömleğimi yıkadın mı? Törende sunuculuk yaparken onu giyeceğim.” Yasa ne diyor? Anayasa’nın 50. maddesinde, “Kimse yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz; küçükler ve kadınlar ile bedeni ve ruhi yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar, ücretli hafta sonu ve bayram tatili ile ücretli yıllık izin hakları ve şartları kanunla düzenlenir” ifadeleri yer alıyor. Ayrıca İş Kanunu’nun 71. ve 85. maddelerinde 15 yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılmasının yasak olduğu belirtiliyor. 14 yaşını doldurmuş ve ilköğretimi tamamlamış çocukların hafif işler dışında çalışmaları, 16 yaşını doldurmamış çocukların bazı ağır ve tehlikeli işlerde çalışmaları, 18 yaşını doldurmamış çocukların diğer bazı ağır ve tehlikeli işlerde çalışmaları ile 18 yaşını doldurmamış çocukların çocuk işçiliğinin en kötü biçimlerinde çalışmaları, çocuk işçiliği kapsamındadır. CAB/SO/NÖ Beş duyumuzun hayatımızı nasıl etkilediğini, günlük yaşamımızda neye nasıl tepki verdiğimizden bahsetmiştim biraz "Su Yolunu Bulur" yazımda. Okumayanlar için linkini veriyorum Günlük Yaşam Döngülerimiz Günlük yaşam döngüsünün düşüncelerimizi nasıl yönlendirdiğini hepimiz biliyoruz. Yaşıyoruz ne de olsa hepimiz. Ama yaşam bir birikim, düşüncelerimiz aslında sadece bize ait değil. Tabii ki, her öğrendiğimizi kendimiz analiz ediyoruz beynimizin derinliklerinde. Bu süzgeçten geçerken düşüncelerimiz farklı farklı şekilleniyor, bize öğretilenler, korkularımız, daha önce toplayıp biriktirdiğimiz çeşitli bilgiler, anılar, bazılarımız için töre, bazılarımız için toplumun dayatmaları, bazen yasaklar, bazen büyüklerimizden duyduğumuz ve doğru olarak kabullendiğimiz olaylar, bazen hurafeler mesela, bazen de genlerimizden gelen karakterimiz, duygularımız şekillendiriyor düşüncelerimizi. Aslında çoğumuz meraklıyız, olmadık şeylere takılıyoruz, bazen kulak kabartıyoruz yanımızdaki bir sohbete, gözümüz kayıveriyor yanımızdakinin telefonuna, gelen mesaja, bencilliğimiz de devreye giriyor çoğunlukla, bir şey işimize gelmiyorsa bazen sonuna kadar karşı çıkıyoruz, inkâr bile edebiliyoruz. Hepsi önce süzgeçten geçiyor, sonra eyleme dönüşüyor. Sonuçta bir şekilde biz biz oluyoruz yaşam döngüsünde. Dışarıdan bakılınca Ahmet amca diyoruz, iyi insandır. Hafize yenge, çok aksidir, Ebru diyoruz, çok kibirli. Hep bir yargı çevremizdeki insanlara. Peki düşüncelerimiz gerçekte ne kadar doğru, aldığımız kararlar ne kadar tutarlı? Gerçekte ne kadar düşünüyoruz, yargılarımız ne kadar tutarlı, tam bir bilgiyle mi yargılıyoruz, yoksa sadece duyduklarımız yeterli mi oluyor bize, daha fazla irdelemeye gerek duymadan kafamızda yargılayıp kararımızı veriyoruz sanki çoğunlukla. Nereye kadar merak içindeyiz? Doğru soru nereye kadar merak etmeliyiz aslında. İçinde yetiştiği toplum gurubunun yanlış öğretileri ile, belki de tarihten gelen hınçlarla, kaç bayramda hasta olan yöneticiler gördük, hatırlıyoruzdur çoğumuz. Halen daha türlü türlü yönetici var başta. Birçoğu kendince bir yönlendirme derdinde toplumu. Taraftarları da eksilmiyor nedense. Nasıl bu şekilde davranabiliyorlar diye anlamaya zorluyorum kendimi, içinden çıkamıyorum inanın. Ama gelmek istediğim konu bu değil aslında. Atatürk’ü Ben Nasıl Öğrenmiştim Ben nasıl öğrenmiştim diye kendime dönüyorum, ben niye bu eleştirdiklerim gibi değilim diye kendimi analiz etmeye çalışıyorum. Sonra fark ediyorum, ben de aslında öyle derinlemesine irdelememişim daha önce sebebini. Şu anda nasılsam öyle oluvermişim sanki farkında olmadan. Aslında sadece eğitimim, içinde büyüdüğüm toplum kesimi, ailem, özellikle öğretmenlerim böyle öğretmiş, Atatürk'e derin bir sevgi ile büyümüşüm, onun yaptıklarını, yapabildiklerini öğretmişler bana bir şekilde, aslında sevgi tohumu zamanında ekilince büyüyor, filizleniyor o tohum sende, istesen de istemesen de. Galiba ben şanslı çocukmuşum. Aslında çocukken bayram coşkusunu hatırlıyorum, hepimize ailelerimiz bir örnek giysi alırdı 23 Nisan'da, tören için. Okuldan ayarlıyorlardı muhtemelen, ben farkında değildim gerçi, bir mağazaya gidip üstüme uygun kıyafet aldığımızı hatırlıyorum sadece. Bir de soğuk olduğunu hatırlıyorum bayram gününün, sırada beklerken üşümüştüm. Geçit gösterisinde çekilmiş fotoğraf vardı eski albümde, abim koymuş, gururla yürürken çekmiş, tatlı bir gülümseme yüzümde. Bunları düşünürken aklıma bir soru takıldı, merak ettim, niye Atatürk 23 Nisan'ı çocuk bayramı olarak ilan etmiş diye. İnternete baktım, YouTube'da aradım, var mı bir bilgi diye. Merak ettim işte kendimce. Egemenlik Bayramı Aslında 1921 yılında, meclisin açılışının yıldönümünde kanun teklifi veriliyor, iki maddelik bir kanun, meclisin açılmasının milli bayram olarak kabul edilmesi için, her yıl kutlansın isteniyor, meclisin sorumluluğuna veriliyor takibi ikinci maddede. Mayıs ayı başında o zamanın resmî gazetesinde yayımlanıyor ve yürürlüğe giriyor. İlk milli bayramımız oluyor. Henüz çocuk bayramı değil, meclisin açılışı, milli egemenlik bayramı. 1929 Yılında Çocuk Bayramı Kutlama Kararı Alınıyor 1929 yılında Atatürk aynı zamanda çocuklara bayram olarak kutlanmasını öneriyor. Atatürk çocuklara armağan etti diye biliyoruz hepimiz, üzerinde çoğumuz çok kafa yormamıştır. Dünyada çocuklara milli bayram hediye eden tek lider, çocuk bayramı kutlayan tek milletiz diye gurur duyuyoruz, o kadar. Aslında sebebine kafa yormamak bir yana, yapılan etkinlikler bile çok tekdüze, birtakım ritüeller ile sınırlı, millet meclisi başkan koltuğuna oturan bir çocuk, eskiden başbakan koltuğuna, bugün cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan bir çocuğun verdiği standart mesajlar, bir de diğer ülkelerden gelen misafir çocuklar, hepsi bu kadar. Zaten her ulusal ve duygusal konuyu istismar edenlerin bilerek yaptıkları yanlışlıklar sonucunda çoğumuz artık çekinerek yanaşıyor daha geniş çapta kutlamalara. Yavaş yavaş istenilen hedefe ulaşıyor yıllardır karabasan gibi üzerimize çöreklenmiş egemen güçler, toplumu yavaş yavaş duygusuzlaştırıyorlar. Evet, neyse, ne kadar hayıflansam da bir faydası yok. Elbet anlayamayanlar da anlayacak bir gün değerini milli bayramların, aslında anlamak istemeyenler desek, işine gelmeyenler desek daha doğru olur. Ulus bilinci, güç dengeleri, birliktelik, birlikten güç doğması, ortak gelecek, yaşam kavgası, hepsi derin konular. Şimdi bu konulara dalarsak içinden çıkamayız. Ne diyordum ne olmuş da çocuklara adamış bugünü Gazi Paşa? Adamış güzel, peki neden 1929'a kadar beklemiş? Çocuklara sevgisi malum, o masum, hazır cevap çocuk aklı hoşuna gidiyor herhalde, etrafındaki aman paşam, canım paşamcılar gibi değil onlarla sohbetleri. Ama yine de insan merak ediyor, niye daha önce ilan etmemiş? İnternette bir sürü bilgi var, hepsi de ne zaman, nasıl ilan edildi bayram falan. Hatta 23 Nisan 1920 gününün astroloji haritasıyla analizini yapan bile var. Ama nedense tam olarak bayramın çocuklara adanmasının sebebini anlatana ben rastlamadım. Aslında iyi bir gözlemciymiş Gazi Paşa. Uçurtma uçuran iki çocukla sohbeti ilgimi çekti mesela, çocuklar geleceğimiz diyor yanındakilere sohbetinden sonra çocuklardan biriyle, ama o da ne zaman tam belli değil. Manevi kızı Ülkü desen sebep o da değil, onu yıllar sonra evlat ediniyor. Halen daha merak içindeyim, bulamadım bir türlü bir anı, anlatan birini. Bir an yine çocukluğum aklıma geliyor. Çocuk Bayramı’nın Bize Vermek İstediği Mesajı Nedir? Çocukluk anılarımda bayram sevinçlerimizi hatırlıyorum tabii ki, ama her bayram sevinirdik biz, hediyeler, el öpmeler, bayram gezmeleri, gelen hısım akrabanın çocuklarıyla yaptığımız oyunlar. 23 Nisan'ın diğer bayramlardan öyle çok büyük farkı yoktu, bugün sizin bayramınız deseler de öyle farkındalık çağlarında değildik o zamanlar. Şimdiki çocuklar bizden daha akıllı olsalar da çok farklı olduklarını düşünmüyorum. Diyeceğim aslında Atatürk'ün mesajı biz büyüklere bence. Neler düşündü o zamanlar, aklından neler geçti, şimdilik bilmiyorum. Belki bir gün birilerinin anılarında rastlarım da, öğrenirim. Önemli olan netice, bence ey büyükler, sahip çıkın diyor gelecek nesillere. 1929 yılında dünya çapında bir ekonomik buhran oluyor. Akıllı adammış, muhtemelen belirtilerini 1928 sonlarında gözlemlemiştir. Belki Türkiye'deki etkilerini biraz olsun azaltmayı da planlamış olabilir. Savaş sonrası yıllar, yetim bir sürü çocuk var ortalıkta, kimsesiz birçoğu, çocuk ölümleri, hastalıkları, belki bu sorunlara dikkat çekmek istedi. Zaten 1924'lerde herhalde, çocuk esirgeme kurumu bağış topluyor kimsesiz çocuklar için 23 Nisan'da. O da vesile olmuş olabilir Atatürk'e. Önemli değil sebebi. Önemli olan bize mesajını biz düzgün alabiliyor muyuz? Sahip çıkıyor muyuz çocuklarımıza? Bence yeterince değil, eğitim ve öğretimde dünya sıralamasında yerimizi söylemeyeyim. Sınavlardaki başarısızlıklarımız düne kadar gündem oluyordu televizyon tartışma programlarına. Tabii gündem çabuk değişiyor, balık hafızalı bir toplum olunca da gündemden düşüyor. Sonuç Gazi Paşa'yı anlamak için birazcık düşünme yeteneğimizi geliştirmemiz lazım bence, bayram yapmak güzel tabii, ama tarihte her önemli güne bir bayram koysak 365 gün yetmez, Ruslar gibi sadece eğlence vesilesi olur günler. Burada eski tip takvimler vardır, her sayfasında bilmem ne günü diye yazar. Müptelalarına kutlama için vesile sadece. Önemli olan içselleştirmek, anlamını özümsemek bayramın. Onlar unutturmaya çalışıyorlar, biz unutturmayacağız kısır döngüsü de fayda etmiyor, sadece bir inat meselesine dönüyor o zaman. Faydasız tartışma sadece. 23 Nisan sadece bir çocuk bayramı değildir, çocuklarımıza sahip çıkmamız gerektiğini bize hatırlatan bir bayramdır. Mesaj bu bence. Kutlu olsun hepimize! Oluşturulma Tarihi Nisan 18, 2022 0726Boyu kısa olduğu için “Sahnedeki Atom Karınca” diyorlar ama o bununla barışık. Hatta hayranı olduğu gruplardan kopya çektiğini söyleyecek kadar kendiyle barışık. Yapacak bir şey yok, kimi insanlar hayatla da daha barışık. Kaç kişi uçakta bir adam beğenip, “Ben bununla evleneceğim” deyip evlenir... İkilemli soruların bu haftaki konuğu Ece Seçkin işte böyle biri. Hikâyeyi kendisinden dinliyoruz.◊ Müzik eğitimine 3 yaşında başlıyorsunuz ama sonra Bahçeşehir’de hukuk okuyorsunuz. En son dondurmuştunuz. Ne oldu o okul? Bitecek mi, terk mi?- Donmuş bir şekilde dönmemi bekliyor. Gülüyor Keşke pandemi zamanı online eğitimle bitirseydim.◊ Boyunuzun kısalığıyla ilgili yapılan benzetmelerden hangisi sizi daha çok eğlendiriyor “Sahnedeki Atom Karınca” mı, “Yerli Kylie Minogue” mu?- Atom Karınca hoşuma gidiyor, ruhen benziyoruz çünkü.◊ Pembe saç takıntısı... Ucuza boya mı buldunuz, özel bir anlamı var mı?- Pembe ve lila saç takıntısı desek daha doğru olur. Özel bir anlamı yok. Kendimi renkli saçla daha iyi hissediyorum. Sanki kendimi buluyorum kafamı renklendirince... Ama kimseye tavsiye etmiyorum, çünkü hem boyamak, hem saça zarar vermemek hem de bakımı gerçekten çok zor iş.◊ Hangi şarkınız sizi siz yaptı Çıkış şarkınız “Bu Ne Ya” mı, herkesin ezberlediği “Hoşuna mı Gidiyor” mu?- E doğruya doğru. Türkiye beni “Hoşuna mı Gidiyor” şarkısıyla tanıdı.◊ Hangisinde daha özgürsünüz Stüdyo mu, sahne mi?- Tabii ki sahne. Orası benim konfor alanım. Hem hissiyat hem de fiziksel olarak en mutlu hissettiğim yer.◊ Ufuk Ergin ile menajmanlar, Ozan Doğulu ile aranjmanlar... Kariyerinizde hangisi daha önemlidir?- İkisi de çok değerli ve özel. Ama Ozan Doğulu bu kariyerin mimarıdır. Ece’yi yaratan kişidir. Bunu söylemekten de hiçbir zaman çekinmem.◊ Enrique Iglesias’la düet yaptınız. Peki Z kuşağından kimi istersiniz Hayranı olduğunuz Blackpink mi, çok sevdiğiniz BTS mi?- Tabii ki Blackpink! Bayılıyorum. O dörtlünün bütün şarkılarını ezbere biliyorum. Konser kovalıyorum şimdi, şovlarını izleyip kopya çekeceğim.◊ Pilot eşiniz Çağrı Terlemez’i uçakta görür görmez, tarihi de not alıp “Ben bu adamla evleneceğim” yazmışsınız. İlk görüşte aşk... Gerçek mi, şehir efsanesi mi? - Kulağa inanılmaz geliyor, biliyorum. Sonuna kadar gerçek. O gün pilot değil, yolcu olarak bulunuyordu uçakta. O uçakta benimle birlikte bulunan birkaç kişi de buna şahit. Büyülü şeyleri gerçeğe dönüştürecek kadar şanslıyım galiba...◊ Afrika’da klip çekerken Zuluların âdetlerine göre evlenmişsiniz, nikâhı da kabile reisi kıymış. Klibi mi bedavaya getirmiş oldunuz, düğünü mü?- Afrika’da gerçekleşen tören, bir düğün değil, aslında klip çekimi esnasında gerçekleşen evlenme teklifi seremonisiydi. O klibin bütçesi korkunç bir bütçeydi. Düğünümse geçen eylül İstanbul’da oldu. Onun bütçesinden bahsetmek istemem. Yani herhangi bir şeyi bedavaya getirmeyi bırak, yine yarınlar yokmuşçasına para harcamak zorunda kalan taraf biz olduk. Gülüyor◊ 12 Eylül, Terazi kadını... Nesinden daha çok çektiniz Genelde kararsız olmak mı, âşık olunca kıskanç olmak mı?- 12 Eylül Başak kadını öhöm öhöm... Üstelik yükselenim de Aslan... O yüzden benim için “yürüyen tehlike” denebilir. Ama kıskanç da değilim, kararsız da... Takıntılarım var beni zorlayan, o kadar. ◊ Aşkta alıcı kuş musunuz, çantada keklik mi? - İkisi de değilim. Ama dur... Bazen de her ikisiyim. Gülüyor◊ Hangisi daha kötü senaryo Kimselere âşık olamamak mı, her aşkınızın kötü bitmesi mi? - Bu sorunun cevabını gerçekten bilemiyorum. Çağrı’yla tanışalı 7 sene oldu. 23 yaşındaydım. Böyle kötü başlamalı ya da kötü bitmeli aşk işlerini unuttum o nedenle.◊ Aşkın karşıtı Nefret mi kayıtsızlık mı? - Bana göre nefret de aşka dair bir duygu, o yüzden aşk bitti sandığımızda peşimizi bırakmayan nefret duygusunun sebebi de bitti sandığımız aşk aslında bitmemiştir. Bitmiş gibi yapmıştır. O nedenle kayıtsızlık, aşk gerçekten bittiğinde ortaya HALLERO kişiyi hatırlamazsam gözlerim bozuk’ diyorum◊ Hayatınız bir film olsa müzikal mi olurdu, romantik komedi mi? - Bence tamamen absürt komedi olurdu. Ben de öyleyim çünkü... Hem absürt hem komedi... Gülüyor◊ Asla hatırlamadığınız biri size çok samimi davranıyor. Yekten hatırlamadığınızı mı söylersiniz, dolambaçlı sorularla kim olduğunu mu anlamaya çalışırsınız? Neden?- Bunu çok yaşıyorum ya... Karşımdaki kişi kendisini hatırlamadığımı hissediyor. O kişi sitemkâr davranmaya başlamadan, gözlerimin 4 derece bozuk olduğunu dolayısıyla kendisini göremediğim için çıkaramadığımı söylüyorum. O zaman karşıdaki kişi “Ayy canımmmm” diye yanaklarıma yapışıyorsa hiç zorlamıyorum. Nereden tanıdığımı da çıkarmaya uğraşmıyorum. Teşekkür edip kaçıyorum. ◊ Evinize yatılı misafir geldi, horlamasından uyunmuyor. Uyandırır mısınız, uykusuz mu kalırsınız? - Misafirimi uyandıramam ya herhalde... Utanırım. ◊ Uçakta/otobüste ha bire omzunuzda uyuyan bir teyze var. İnce ince ittirir misiniz, hostese mi şikâyet edersiniz? - Hostesten yerimi değiştirmesini rica ederim.◊ Az tanıdığınız birine... Telefon açmak mı, mesaj atmak mı?- Telefonla aramak. Sesimle samimiyetimi daha rahat yansıtırım diye düşünüyorum.◊ Evdeki halinizi hangi üçlü daha iyi tanımlar Telefon-YouTube-sosyal medya mı, pijama-terlik-televizyon mu? - Evdeki 3’lü tanımım Bilgisayar, oyun ve Twich! ◊ Ayaklarınıza kara sular inmiş İyi bir roman mı, iyi bir film mi? - İyi bir film! Yorgunsam kitap okumaya kalktığımda hemen uyuyakalırım.◊ Sahnede en çok hangi dekoltenize güvenirsiniz Sırt mı, bacak mı?- İki dekolteyi de seviyorum.◊ Peki gündelik hayatta Spor ayakkabı mı, topuklu mu?- BİLGİSİ“Hayır” diyememe sorunum var◊ Hangisinin aklını okuyabilmek isterdiniz Sevgilinizin mi, en büyük düşmanınızın mı?- Tabii ki düşmanımın. Bir sonraki hamlesini öğrenmek için... Sevgilimin aklını ne yapayım? Onun aklında zaten ben varım...◊ Hatır için çiğ tavuk... Yenir mi, yenmez mi? - Valla yenmez! Ama ben yiyorum hem de bile bile... Bunu halletmem lazım. “Hayır” diyememe sorunum var. Hatır için yapmayacağım şey yok. ◊ Bir şeyi gece planlamak mı, sabah planlamak mı?- Bence geceden planlamak. Bu da Başak burcu olmakla alakalı. Plansız hareket edemem, gerilirim. ◊ Mantık mı, içgüdü mü? - İçgüdü. ◊ Sizce hangisi daha avantajlı Zengin ve çirkin doğmak mı, fakir ve güzel doğmak mı? - Kişinin görünebildiği en iyi halinde olması ve mutlu bir yaşam sürdürebileceği kadar maddi gücü olması kâfi bence. ◊ Pozitif ama sıkıcı insanlar mı, negatif ama ilginç insanlar mı? - Daima pozitif KEYİFLERYaz tatillerinden pek hoşlanmam◊ İlkinde 340 bin, ikincisinde milyon takipçiniz var. Twitter mı, Instagram mı? - Şüphesiz ki Twitter! Çok komik çünkü.◊ Deniz-kum-güneş mi, orman-ağaç-temiz hava mı? - Orman ve temiz hava. Yaz tatillerinden pek hoşlanmam. Islak ıslak denizden odaya dönmeler falan... Ne o öyle?◊ Tren yolculuğu mu, gemi yolculuğu mu?- Hiçbiri. Aslında yolculuk da sevmem ben. ◊ Güneş mi, ay mı?- Ay. Ay fotoğrafı çekmeye bayılırım bu arada. ◊ Biraz yoldan çıkmak istediniz Mantı mı, iskender mi? - Mantı için yoldan çıkmama gerek yok şu hayatta. Asla hayır diyemediğim yegâne güzelliklerdendir kendisi.◊ İstanbul’un... Anadolu yakası mı, Avrupa yakası mı? - Anadolu yakası. Ben Avrupa yakasında yaşıyorum, Anadolu yakasına geçtiğimde nefes aldığımı hissediyorum.◊ Bodrum Gümüşlük mü, Çeşme Alaçatı mı?- İkisi de değil, ben Kaş’ DÜŞÜNMEDEN HIZLI HIZLI...◊ Yılın hangi dönemi daha romantik? İlkbahar-yaz mı, sonbahar-kış mı?- Kış. ◊ Zamanda yolculuk mu, zamanı durdurabilmek mi?- Durdurmak.◊ Çaycı mısınız, kahveci mi?- Kahve. ◊ Gündoğumu mu, günbatımı mı?- Günbatımı. ◊ Kedi mi, köpek mi? - Köpek.◊ Para saadet getirir mi, getirmez mi?- Getirmez. ◊ Affetmek mi, unutmak mı?- Unutmak.

hoşuna mı gidiyor 23 nisan