🎊 Kumbaradan Kagit Para Nasıl Çıkarılır

Para Paranın öyküsü. Kalpazanlık Suçu ve Cezası. Kalpazanlık Yapmadan İçeri Giren Kalpazan. Bu kalpazan 'tarihe' geçer! Milli hamaset ile Ponzi tezgahı. Dünyanın En Pahalı Koleksiyon Paraları. Mor Binlik’ten Günümüze Türk Lirası’nın Tarihine Yolculuk. Merkez Bankası’nın Kuruluş Öyküsü. Ele yapışan Japon yapıştırıcı ya da 502 nasıl çıkarılır ? Ele yapışan Japon yapıştırıcı ya da 502 derimiz için ciddi anlamda büyük bir problem teşkil etmektedir. Önemli olan bu tür tutkalların ele yapışmadan önce gerekli önlemlerin alınmasıdır. 5EMİSYON 4.TERTİP Z90 100 TÜRK LİRASI 162800 SERİ NUMARALI NATUREL KAĞIT PARA ÇOK ÇOK NADİR. 2.499,00 TL. Ücretsiz Kargo. 2022 yılı son güncellemelerden sonra nüfus ve aile cüzdanını kaybetmenin cezası 67 TL para cezası uygulanmaktadır. Aynı zamanda 5 TL cüzdan harç bedeli alınmaktadır. Olağandışı bir durumda hırsızlık, doğal afet, yangın, kaçırılma v.b durumlarda para cezası ödenememektedir. Aile evlilik cüzdanı nasıl yenilenir? kumbaradan para eksilmesi. *. adam spoiler veriyor mayıs enflasyonumuz yüzde 9 çıkacak demektir. 2 yıl önce istediğim arabayı almam için 4 yıl çalışmam gerekiyordu. 2 yıl çalıştım, şimdi 7 yıl çalışmam gerekiyor.. yazmış biri twitter'da. ona benze bişey diye düşündüğüm hırsızlık olayı. tl bazindaysa, 2+2 bile Kurşunasit araba aküsü satan satıcıların çoğu aynı zamanda geri dönüşüm için kullanılmış aküleri toplamaktadır. Akünüzü kabul edecek bir satıcı veya servis bulamazsanız, oturduğunuz yere yakın bir geri dönüşüm merkezine veya toplama merkezine başvurun. Akünün uygun şekilde elden çıkartılması için size Dünyanınİlk Kağıt Parası – Kağıt Paranın İcadı Dünyada ilk kağıt para Çin’ de 910 yılında bulunmuş ve kullanılmaya başlanmıştır. Marco Polo bundan 300 yıl sonra ükeye yaptığı ziyarette Kubilay Han’ ın kağıt para bastığını notlarına eklemiştir. Ancak daha sonraları. 2010 yılından bugüne dünya Bualanda oyun içi kullanıcı adınızın görünmesini bekleyin. EPIN başlıklı " Lütfen e-pin kodunu gir " yazan alana, Perdigital.com'dan satın aldığınız PUBG Mobile UC kodunu girin ve " OK " butonuna tıklayın. Karşınıza çıkan " Takas İşlemi Ayrıntılar ı” penceresindeki " Gönder " butonuna tıklayın. Bir sonraki Weber22510001 Pelet Izgara SmokeFire EX4, Wifi - 24 inç Genişlik Izgara. 22510001 | Weber Pellet Grill SmokeFire EX4, Wifi - 24 inç Genişlik Izgara 24 inç ızgara genişliği, 43 inç toplam genişlik, Büyük 672 inç kare çift ızgara alanı. 1. hTRTxSC. Rüyada kumbaradan kağıt para almak eğer sorunları varsa en kısa zamanda bu sorunlara çözüm bulacağına ve hastalık yaşanıyorsa bu hastalığına şifasının allah tarafından en kısa sürede gönderileceğine, sağlıkla ilgili bazı sorunların baş göstereceğine, karşılaştığı güçlükler ne olursa olsun kişinin asla yenilmeyeceğine, yeni bir hayata ve yeni bir işe sahip olunacağına, mutluluk ve heyecandan da yerinde duramaz hale geleceğine, yaşadığı üzüntülerin yerini mutluluğa bırakacağına ve huzurlu ve mutlu bir döneme gireceğine, iş hayatında başarılı olup büyük miktarda para ve mal kazanılacağına ve güzel işlere girileceğine, bir sebeple insanlar ile arasının açılacağına delalet etmektedir. Bazı kişilerin kendilerinden beklenmeyen zarifliği ya da ortaya koymak istediğiniz konularda size destekçi olmaları veya getirecekleri teklif ya da davetler sizi şaşırtabilir. Rüyada kumbaradan kağıt para almak epey zamandan beri yapmak istediği ve bu amaçla gece gündüz çalışıp çok emek verdiği şeylere yakın bir zamanda gerçekleştireceğine, emeklerinin karşılığını alacağına, büyük miktarlarda paralar kazanacağına, işten yana şansının açık olacağına ve çok bereketli bir dönem geçireceğine delalettir. Rüyada kumbaradan para saymak hayatına kaldığı yerden çok daha güçlü şekilde devam edeceğine, sevdiği kişiler ile birlikte girdiği ve büyük kazanç elde etmeyi umduğu işten çok büyük zarara uğrayarak çıkacağına işarettir. Rüyada kumbaradan para çalınması başarılı çalışmalar gerçekleştireceğine, herkes tarafından bilinen ve takdir edilen biri olacağına, sıkıntılarının hızlı bir şekilde çözüme kavuşacağına yorulmaktadır. Rüyada kumbaradan para çalmak rutin bir şekilde ilerleyen işlerin aynı şekilde devam edeceğine, rızkının eksileceğine alamet etmektedir. Rüyada kumbaradan para almak kişinin yeryüzünde ne isteği varsa hepsinin teker teker gerçekleşeceğine, elindekileri de yitireceğine işaret eder. Rüyada kumbaradan para çıkarmak yaşanacak güzel olaylar ve elde edilecek başarılar sayesinde makam sahibi olunacağına, uzun zamandan beri istenen hedeflerin ve amaçların gerçekleşeceğine yorulur. Rüyada kumbaradan para azalması hayır işleri yaparak hem insanlara hem diğer canlılara yardımcı olunacağına, kendisini ilim ve irfan yoluna adayacağına işarettir. Rüyada kumbaradan para çaldırmak kucaklaşacağına, hasret ve özlem gidereceğine, maddi manevi zengin bir yaşam sürüleceğine delalettir. Paylaşılan Rüya Güzel Çıkar Bu web sitesi, size en iyi deneyimi sunabilmek için çerezler kullanır. Daha fazla bilgi için Gizlilik Politikası İçeriğe atla Kâğıt para Nasıl yazılır soruna en doğru şekilde cevap veren Nasıl Yazılır sitemiz, kelimelerin nasıl yazıldığını kullanıcılara düzgün ve açıklayıcı şekilde aktarmaktadır. Sadece bu kelime değil aynı zamanda binlerce kelimeninde nasıl yazıldığını sitemiz üzerinden görebilir ve doğrusunu öğrenebilirsiniz Kâğıt para Doğru Yazılışı Dünya üzerinde konuşulan 190 dan fazla dil var. Ve her dil kendine özel karakteristik özellikler içeriyor. Örnek vermek gerekirse, ingilizce olarak yazdığınız bir kelime, almanca dilince tam olarak karşılık bulamayabilir. Mesela 'ben şu anda yola çıkıyorum' diye yazdığınız ingilizce bir sözcük, farklı bir dilde 'ben yerime olaştım' manasına gelebilir. Bu nedenle kelimelerin tam karşılığını dikkatlice kontrol etmeniz çok önemlidir. Yazı dolaşımı Nasıl Yazılır 2016 Günümüzde tüm dünya ülkeleri kağıt para basmakta ve basılan bu paraların orijinal olması için büyük bir emek harcanmaktadır. 1/16 Paranın kağıttan imal edilmesiyle birlikte ortaya çıkan “kalpazanlık” mesleği, ülke ekonomilerinin kendini korumak için kağıt paraları özel yolarla üretmesine neden olmuştur. 2/16 Çoğu insanın düşündüğünün aksine kağıt paralar normal kağıttan değil, özel bir pamuk ve keten karışımından üretilir. 3/16 Pamuk, keten ve diğer bazı “özel” kimyasalın karışmasıyla elde edilen para kağıdı, her insanın eline aldığında hissettiği ve bu histen büyük keyif aldığı özel bir yapıya sahiptir. 4/16 Kağıt paraların üzerine basılan çeşitli figürler, ilk olarak krom kaplanan plastik plakalar üzerinde bilgisayar teknolojisiyle desteklenen lazerler tarafından son derece hassas bir şekilde işlenir. 5/16 Daha sonra kağıdın basılmasını sağlayacak kalıplar haline dönüşen bu plakalar, paranın taklit edilebilmesini zorlaştıracak birçok detay barındırır. 6/16 Paranın taklit edilememesi için ayrıca kağıdın üretim aşamasında da her darphanenin kendine has olarak geliştirdiği bir takım gizli tutulan işlemler vardır. 7/16 Pamuk ve ketenden elde edilen kağıdın içerisine farklı renklerde sentetik parçacıklar konularak her paranın kendine has bir dokusu olması sağlanır. 8/16 Organik pamuğun dev kazanlarda su ile işlenmesinin ardından dev bıçaklar yardımıyla pamuk oldukça küçük parçacıklar halinde kesilir. 9/16 Daha sonra çeşitli sıkıştırma ve pişirme işlemlerinden sonra saf pamuk içeren bir hamur oluşturulur ve bu pamuk hamuru keten ile karıştırılır. 10/16 Benzer bir takım işlemlerin ardından birbiri ile karışarak oldukça sert bir hamur haline dönüşen pamuk ve keten, üretim bandında inceltilerek para kağıdı haline getirilir. 11/16 Ancak para kağıdının üretimi burada bitmez ve baskı aşamasından önce kağıdın üzerine bir takım özel boyalar ile çeşitli simgeler yerleştirilir. 12/16 Son olarak para kağıdının içerisine yaklaşık olarak 1 milimetre kalındığında şeritler yerleştirilir ve hazır hale gelen para kağıdının üzerine dijital baskı makineleri tarafından ilgili figürler basılır. 13/16 Faruk Bal Bitcoin ve benzeri kripto paraların gündemimize girmesi ile birlikte paranın ne olduğuna ve tarihine ilişkin sorular yeniden zihinleri meşgul etmeye başladı. Para insanlık tarihinde çok eski çağlardan buyana kullanılmakla birlikte, kendisine para anlamı yüklenen nesnelerde değişim olmuştur. Özellikle altın ve gümüş gibi kıymetli madenlere dayalı parasal sistemden kâğıt paraya geçiş insanlık için önemli bir deneyimdir. Bu makalede, dünyada kâğıt para uygulamaları ile Osmanlı Devleti’nde kâğıt paraya geçişin nasıl gerçekleştiği açıklanacaktır. Para denilince akla ilk olarak bir mübadele aracı gelmektedir. Para ile ilgili tanımlamalar işlevsel olup, onun özelliklerini ele almaktadır. Paranın birçok türü bulunmaktadır. Bunlardan ilki mal paradır. Mal para, mal değeri üzerinden işlem gören, yani mal olarak bir değeri bulunan paradır. Altın ve gümüş sikkeler, sığırlar bunun örneğidir. Diğer bir türü ise itibâri paradır. Yasal para veya fiyat para olarak da adlandırılan itibâri para, üzerinde yazılı değerden işlem gören, altın ve gümüş karşılığı olmayan, yasalar ve alışkanlıklarla geçerli kılınan paralardır. Günümüzde hemen tüm ülkelerin bastığı ve kullanımda olan paralar bu türdendir. Mal para ve fiyat para arasında çevrilebilir konvertible paralar bulunmaktadır. Konvertible para, başka bir değere döviz veya değerli maden çevrilebilen paralardır. Altın standarttı çerçevesinde altına serbestçe değiştirilebilen paralar bu şekildedir. Paranın mübadele aracı olma özelliği ön planda olmakla birlikte o, aynı zamanda kuvvet ve kudreti temsil etmektedir. Para, bugün olduğu gibi dünde iktisadi hayatın merkezinde yer alıyordu. Bir devletin iktisadi düzeninin en belirgin unsuru para ve parasal değerlerdir. Devletin iktisadi hayatındaki olumlu veya olumsuz tüm gelişmeler, paraya yansımaktadır. Devletler, kendi iktisadi mekanizmalarını koruyacak ve sürekliliğini sağlayacak bir parasal sistem ve para politikası takip ederler. İktisadi hayatın devamlılığı aynı zamanda siyasi otoritenin de devamlılığını kuvvetlendirmektedir. Devletlerin parasal sistemleri, içerisinde bulundukları koşulların etkisi ile ortaya çıkmaktadır. İçinde bulunulan çağ, coğrafya, dönemin iktisadi ve siyasi anlayışı, devletlerin paraya bakışını belirleyen belli başlı nedenler arasında sayılabilir. Osmanlıların altın ve gümüşe dayalı parasal sistemden kâğıt paraya geçişleri de dönemin siyasi ve iktisadi koşulları sonucunda gerçekleşmiştir. Klasik dönemde Osmanlıların paraya bakışında, kendilerinden önceki Türk ve İslam devletlerinin etkisi büyüktür. Osmanlı para sistemi başlangıçta, madeni para esasına dayanmaktaydı. Sistemin temelini, altın ve gümüşün mübadele aracı olarak kullanılması oluşturmaktaydı. Bu iki madenin, mübadele aracı olmanın dışında, mal niteliği taşımaması gerektiği istenmekteydi. Zira bunların mal niteliği taşımadıkları takdirde gerekli fonksiyonlarını icra edebileceklerine inanılıyordu. Kınalızâde Ali Efendi’nin para tanımı, klasik dönemde Osmanlıların paraya bakışını açıklamaktadır “Bütün muamelelerde, alışverişte değişmeyen bir cevher gerektir ki, o dinar altın para’dır. Ona namus-u asgar küçük namus denir. Adaleti koruyan odur ve lazımdır. Bu o kadar değerli bir mevcuttur ki, herkes istediği vakit onu elde edemez. Kıymetli bir varlık olması sebebiyle bu değerin azı, diğer cinslerin çoğuna denktir. Böylece yurdundan ayrılmak isteyen kimsenin, yiyeceklerini ve lüzumlu eşyasını götürmesi ve değiştirmesi lazım gelmez. Bilakis bu cevheri parayı alıp, nereye varırsa onunla yiyecek ve diğer ihtiyaçlarını karşılaması ve tamamlaması mümkün olur. Aynı zamanda büyük bir zahmetten kurtulur. Bu cevherin kıymetli ve güzel olması lazımdır. İnsanlar onu bu sebeple bedenine en yakın yerde korumaktan nefret etmezler. Bu değer, maddeleri ve terkibi sebebiyle dayanıklıdır. Çabucak bozulmaz. Mal ve erzak almaktaki güçlükler de kalkmış olur. Depo ve devlet hazinesinde uzun zaman korumak ve biriktirmek mümkündür. Kınalızâde’nin tanımında, paranın temel unsurları olan nadirlik, dayanıklılık, kolayca parçalara ayrılabilme gibi özeliklerini zikrettiğini görmekteyiz. Klasik dönemde, sayılan tüm bu özellikleri altın ve gümüşün taşıdığı kabul görmekteydi. Bu bakımdan altın ve gümüşün mübadele aracı olarak kalması, piyasada bol miktarda bulunması ve mal olarak mümkün olan en az seviyede kullanılması gerektiğine inanılmaktaydı. Madeni para sisteminde en önemli para politikası, iktisadi hayatın kesintiye uğramaması için para arzının mübadele hacmine cevap verecek düzeyde tutulmasıydı. Bu nedenle Osmanlılar, ülkeye kıymetli maden girişini teşvik etmişler, çıkışını ise yasaklamışlardır. Böylece para arzının sürekliliğini sağlamaya çalışmışlardır. Yine Osmanlılar, sarayda ve şahısların ellerinde bulunan altın ve gümüş eşyayı zaman zaman darphaneye göndererek para kestirirlerdi. Böylece altın ve gümüş eşyanın yaygın bir biçimde kullanılmasına engel olunmuş ve para halinde tedavülü sağlanmış olurdu. Osmanlılar, kendilerinden önceki İslam devletlerinde olduğu gibi, parayı bir mübadele aracı olarak görmenin yanı sıra, hutbe ile birlikte egemenliğin en önemli simgelerinden olarak kabul ediyorlardı. Bunun içindir ki Osmanlı padişahları, çeşitli kentlerde kendi adlarına para bastırmaya büyük önem vermişlerdir. Yalnızca Kanuni, 36 yıllık saltanatı sırasında, 43 ayrı kentte kendi adına sikke bastırmıştır. OSMANLI ÖNCESİ ÇİN’DE VE İSLAM DÜNYASINDA KÂĞIT PARA Kâğıt para tecrübesi Osmanlılardan çok önce yaşanmıştır. Tarihte ilk olarak kâğıt parayı Çinlilerin kullandığı düşünülebilir. Çin’in Song Hanedanının 960-1279 parasal alanda yaptığı bilinen en önemli yenilik kâğıt paraları devreye sokmalarıdır. Bu paralar ilk olarak 10. yüzyılın başında Sichuan eyaletinde tacirler tarafından, ellerinde tuttukları madeni paraların karşılığında verilen birer alındı belgesi olarak ortaya çıktı. Muhtemelen, bölgeler arası ticarette madeni parayı taşımanın ortaya çıkardığı zorlukları ve maliyetleri düşürmek için kullanılmaya başlandı. Bu ilk kâğıt paralar aslında birer senetti ve süre içeriyordu. Fakat 1189’da devlet tarafından basılan kâğıt paralar, süre içermeyen kambiyo senetleridir. Daha sonra Moğol Yuan Hanedanı 1206-1367, madeni paraların dolaşımını tamamen yasakladı ve kâğıt paraların kullanımını zorunlu tuttu. Moğollar, Çin’de tedavüle sundukları kâğıt paraları Çav ismi ile İran’da piyasaya sürdüler ama halkın kabul etmemesi üzerine bir hafta içerisinde tedavülden kaldırıldı. Çin piyasalarında kâğıt paralar kabul edilirken, İslam dünyasında kabul edilmemesinin nedeni olarak para tanımlamasındaki farklılık olduğu düşünülebilir. İslam dünyasında yaygın kanaat altın ve gümüşün para olarak yaratıldığı, dolayısı ile bu iki madenin para olması gerektiği yönündeydi. Altın ve gümüş dışında diğer şeyler, değişimde kullanılsa bile gerçek para olarak görülmemekteydi. Nitekim Makrizi, para tarihini ele aldığı eserinde, insanlık tarihinde altın ve gümüşün dışındaki madenlerin para olarak kullanılmadığını vurguluyor. Bununla Makrizi’nin mübadelede sadece altın ve gümüşün kullanabileceğini, onun dışındakilerin para olarak kullanılamayacağını kastetmediğini açıklamalarının devamından anlıyoruz. Makrizi, “Yalnız bir gümüş para ile veyahut gümüşün cüzü ile alınamayacak kadar fiyatları düşkün olan bazı adi şeylerle mübadele edilmek üzere beşerin eski ve yeni devirlerinde altın ve gümüşten başka şeylerin kullanıldığı vakidir” demekle başka nesnelerin de para yerine kullanıldığına ve kullanılabileceğine işaret etmiş oluyor. Ancak bunlara gerçek anlamda para denilemeyeceğini açıklıyor. Makrizi, insanların tarihte bakır, yumurta, kâğıt, ağaç kabuğu ve benzeri birçok nesneyi para yerine değişimde kullandıklarını da açıklamakla birlikte bunlara altın ve gümüşte olduğu gibi para kıymetini vermediklerini, ancak mübadelede kullanılmaları nedeniyle para hükmünde olduklarını açıklıyor. Buradan çıkarılabilecek bir sonuç, altın ve gümüş dışında diğer nesnelerden yapılan paraların İslam geleneğinde itibari para olarak algılandığıdır. Yani gerçek değerlerinin üzerinde, kendilerine atfedilen ve toplumda kabul edilen değerlerinden dolayı para hükmünü almaktadırlar. Çin’de kâğıt paralar kabul görürken İslam dünyasında kabul görmemesinin nedeni bu düşüncede aranabilir. AVRUPA’DA KÂĞIT PARA Avrupa’da kâğıt para deneyiminin başlangıcı 17. yüzyıl ortalarına kadar götürülebilir. Kısmi rezerv bankası gibi çalışmaya başlayan Stockholm Bankası, 1661’de madeni paraya çevrilebilir kâğıt banknotlar ihraç etti. Banka, bir kısım madeni parayı banknotları ödemek için tutarken, gerisini kredi olarak vermekteydi. Fakat Stockholm Bankası 1667’de iflas etti. 1694’te kurulan Bank of England ve 1695’te kurulan Bank of Scotland, sonunda banknot ihracına başladılar. Bunların ihraç ettikleri paralar da madeni paraya çevrilebilmekteydi. 1719 yılında kâğıt para çıkartmaya yetkili olan Banque Generale’i kuran John Law tarafından piyasaya sürülen kâğıt paralar, Fransa’nın bu alanda en önemli deneyimi oldu. 18. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Avrupa’da parasal sistem hemen hemen Ortaçağ ile aynıydı. Ortaçağ’ın yaygın olarak kullanılan İtalyan altın paraları florin, sequin ve ducalarının 3,5 gr yerini onlara göre daha büyük olan İspanyol pistoleleri duble escudo, 6, 7 gr, Fransız louisi 6, 7 sonradan 7, 6 gr. ve İngiliz guineası 8, 4 gr. almıştı. Gümüş sikkeler de kullanımdaydı ve birçok ülkede ecu, real de ocho gibi farklı isimlerle anılan ve yaklaşık 25 gr. ağırlığında olan gümüş taler tedavülde bulunuyordu. Penny, kreutzer, maraverdi ve benzeri gümüş karışımı bakır veya sadece bakır sikkeler, bozukluk ihtiyacını karşılamada kullanılmaktaydı. Bu paralar içerikleri ve hacimleriyle 20. yüzyılının başlarına kadar varlıklarını sürdürdü. 1660’lardan itibaren banknotların kullanımına öncülük yapan İsveç, 1745-1776 yılları arasın da itibâri para standardı oluşturdu. Rusya 1786 yılında madeni paraya dönüştürülemeyen devlet banknotlarını çıkardı. İngiltere’nin Amerika kolonilerinde farklı kâğıt paralar kullanıldı. 1775-1781 tarihleri arasında Amerikan Bağımsızlık savaşı, kâğıt paralarla finanse edildi. 1792-1815 yılları arasında Avrupa’da devam eden uzun savaş yıllarında savaşan devletler itibâri para çıkarma yoluna gittiler. 1790’da Fransa, millileştirilmiş devlet arazilerinin gelirlerine dayanan paralar bastı. Savaşın ortaya çıkardığı zorunluluklar, resmi gelirlerin üstünde tedavüle sebep olduğu için hiperenflasyona yol açtı ve 1796 yılında kaldırıldı. Paralar yeniden Fransa’ya akmaya başlayınca İngiltere 1797’de parasının madeni paraya çevrilebilme özelliğini askıya almak zorunda kaldı. Geçici olarak başvurulan bu yöntemler savaşın gereksinimleri nedeni ile 1819’a kadar devam etti. İlk itibâri para deneyimleri, olumlu getirileri olsa da kısa sürede başarısızlıkla sonuçlandı. Devletler banknotları konvertible hale getirdiler. Ancak acil durumlarda sık sık konvertibiliteyi askıya alıyorlardı. 19. yüzyılda konvertibilitenin askıya alınması daha da sıklaştı. Parasal alanda ortaya çıkan sürekli dalgalanmalar, Avrupa’nın merkez ülkelerini çok daha sıkı bir şekilde altın standardını uygulamaya sevketti. 1914’te Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması, altın standardının sonlandırılmasına yol açtı. Savaş sonrası altın standardına dönmek çok zor oldu. İki savaş arası dönemde, altın standardını sağlama çabaları sürdü ve 1927’de altın kambiyo standardı kabul edildi. Büyük Buhran, 1931 yılında İngiltere’den başlayarak bu ülkeleri konvertibiliteyi kaldırmaya veya dönüşüm oranlarını düşürmeye itti. İkinci Dünya Savaşı sonlarında, Bretton Woods Konferansı’nda 1944 yeni bir altın standardı oluşturuldu. Bu sistemde ABD doları, altına konvertible olurken diğer ülkeler paralarını ABD dolarına göre ayarlamaktaydılar. 1971 yılında Amerikan dolarının altına konvertibilitesine son verilmesiyle birlikte, tam anlamı ile itibâri para dönemi başlamış oldu. OSMANLI DEVLETİ’NDE KAĞIT PARA Osmanlıda bugün kullandığımız anlamda kâğıt paraya yani fiyat paraya geçilmemiş olsa da temsili paralara, diğer bir ifade ile konvertible paralara geçiş gerçekleşmiştir. Osmanlı belgelerinde esham kavâimi, evrâk-ı nakdiyye, kavâim-i nakdiyye-i mu’tebere, kavâim-i nakdiyye, varaka-i nakdiyye, nakid kâğıdı, kavâim-i mu’tebere, kâime-i nakdiyye gibi farklı isimlerle geçen temsili paralar, bir iç borçlanma modeli olan esham sisteminin gelişmiş bir hali olarak ortaya çıkmıştır. Kaimeye Geçiş Öncesi Esham Uygulaması Osmanlı Devleti’nde son dönemlere kadar hesap parası olarak akçe kullanılmıştı. Fakat ortalarından itibaren bütçe hesaplamalarında pare ağırlık kazandı. 19. yüzyılda hesap parası olarak guruş, bu yüzyılın sonlarında ise lira kullanılmaya başlandı. Osmanlılar 1760’lardan itibaren başlayarak uzun ve yıpratıcı savaşlara girdiler. Savaşların ortaya çıkardığı şiddetli mali bunalım, gümüş paranın tağşişini hızlandırdı. Guruş, 1760’lardan 1808’e kadar, gümüş içeriğinin %50’sini yitirdi. II. Mahmut döneminde 1808-1839 ise, çok daha yüksek oranda düşüşler yaşandı. Otuz yıllık bir süre içerisinde guruşun gümüş içeriği gramdan 1 gramın altına düştü. Yaklaşık %85 gibi bir tağşiş oranı gerçekleşti. Gümüş sikkelerde olduğu gibi altın sikkelerde de bu dönemde büyük değişiklikler oldu. Birbirlerinden farklı altın içeriklerine sahip Rumi, Adli ve Hayriye denilen altın sikkeler, II. Mahmud’un otuz yıl süren saltanat döneminde basıldı. Dönem boyunca enflasyon da en üst seviyeye ulaşmıştı. Osmanlı Devleti’nin böyle bir dönemde durumu düzeltebilmek için başvurduğu yöntemlerden biri esham uygulaması oldu. Kâğıt paraya geçişin ilk habercisi kabul edilebilecek olan esham, 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı sonucunda imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’nın, maliyeye getirdiği ağır yükün altından kalkabilmek amacıyla 1775 yılında çıkarıldı. Esham, pay ve hisse anlamına gelen sehm kelimesinin çoğuludur. Esham sistemi, mukataaların yıllık nakdi gelirlerinin faiz denilen belirli bölümlerinin paylara sehm bölünerek, muaccele adı verilen peşin ödeme karşılığında kaydıhayat şartıyla halka satışına verilen isimdir. Esham sistemi, malikâne sisteminin biraz daha değiştirilmiş şeklidir. Malikânede kaydıhayat şartıyla mukataaya tasarruf eden şahıs, mukataasını kendisi vergilendirmekteydi. Masraflar düşüldükten sonra geriye kalan pay, malikâne sahibine aitti. Her yılın kazancı farklı olabildiği gibi, zarar da mümkündü. Eshamda ise, hisse sahiplerinin geliri, yatırdığı peşinat oranında sabitti ve garanti altındaydı. Esham sahibinin mukataanın yönetiminde herhangi bir sorumluluğu yoktu. Sisteme pek çok kesimden kimse katılabilmekteydi. Esham sisteminde mukataa hisselerinin küçük paylara ayrılmış olması, toplumun değişik kesimleri arasında yaygınlaşmasına yardımcı olmuştu. Esham sisteminde, mukataanın yıllık nakdi gelirinin tamamı değil, yalnızca faiz denilen belirli bir bölümü satışa sunuluyordu. Mukataanın geriye kalan ve mal adı verilen bölümü, eshama bağlanarak satılamamaktaydı. Mal adı verilen bu bölüm, askerlere, diğer memurlara, emeklilere verilen maaşlar ile bir kısım devlet kuruluşlarının giderlerine karşılık gelmekteydi ve başka amaçla kullanılması mümkün değildi. Uzun yıllar içerisinde miktar olarak adeta sabitleşmişti. Ancak zaman içerisinde mukataaların gelirlerinde meydana gelen artış nedeniyle, sabit miktarın üstünde kalan kısma gelir fazlası anlamında faiz denilmekteydi. Hazinenin bu fazlayı esnek bir şekilde kullanma hakkı bulunuyordu. Mukataaların gelir fazlaları, sehimlere bölünerek satışa çıkarıldığı için her sehme ait gelire faiz denildi. Sehimler yıllık 2000 veya 2500 kuruşluk standart dilimler halinde tespit ediliyordu. Sehim satın alan kişinin, yaşadığı sürece her yıl bir miktar gelir almanın bedeli olarak ödemesi gereken muaccelenin miktarı da bu yıllık gelirin katları olarak ifade edilmekteydi. Piyasa şartlarına ve sehmin bağlı bulunduğu mukataanın gelirindeki istikrara göre değişmek üzere muaccelenin kaç yıllık gelire tekabül edeceğini Defterdarlık her grup esham için ayrıca belirleyerek, ilan etmekteydi. Sistemin başladığı 1775 yılında, İstanbul tütün gümrüğü mukataasının mal olarak tespit edilmiş kuruşluk gelirinin üstünde kalan ve faiz adı verilen kuruşluk faiz kısmı bulunmaktaydı. Bu faiz kısmına karşılık olmak üzere, her biri 2500 kuruşluk yıllık gelirli, 160 sehimden oluşan ilk grup esham için belirlenen muaccele değeri beş yıllıktı. Yani kuruşluk muacceleyi ödeyerek sehim satın alan bir kişi ölünceye kadar her yıl 2500 kuruşluk bir gelire hak kazanmış oluyordu. Eshamın ihraç haddi diyebileceğimiz bu oran, sistemin uygulamada kaldığı 100 yıl boyunca satışa arzedilen eshamın hacmine, bağlı bulunduğu mukataanın verimliliğine, savaş ve barış durumuna göre sürekli değişen değerler almakla birlikte ilk grup için belirlenmiş olan beşin altına hiç inmemiştir. Daha sonraki gruplar için önce beş buçuk altıya yükselmiş ve zamanla on on ikiye kadar ulaşan değerler almıştır. Eshamın kaydı hayat şartıyla çıkartılmış olmasına rağmen, zamanla hisselerin alınıp satılmaya başlaması, devlete geri dönmelerini engelledi. Sorunu çözmek amacıyla alım satımlarda muaccelenin %10’u oranına tekabül eden kasr-ı yed resmi adıyla bir vergi konuldu. Ancak bu vergi istenildiği gibi etkili olmadı. 1786 yılında maliye görevlileri sistemin bir bilançosunu çıkardılar. Bilanço, sistemden elde edilen gelirlerin ödenen faizlerin ancak küçük bir miktarını karşıladığını ortaya koydu. 30 Ekim 1786’da alınan bir kararla artık yeni esham çıkarılmamasına karar verildi. Ancak bir buçuk yıl sonra başlayan Rusya ve Avusturya savaşları, devleti yeniden eshama başvurmak zorunda bıraktı. 1792 yılında esham satışlarına tekrar son verildi. 1793 yılında irad-ı cedid hazinesi kuruldu ve esham işleri bu hazineye devredildi. Piyasada esham alım-satımı yasaklandı. Esham sadece irad-ı cedid hazinesine satılabilecekti. Ancak Napolyon’un Mısır’ı işgaliyle uygulama son buldu. Savaşla birlikte yeniden esham satışları başladı. Zamanla pek çok mukataa sisteme dahil edildi. Esham sisteminin uygulamasında Tanzimat’tan itibaren önemli değişimler başladı. Eski tip eshamlar, bütçedeki borç stoku ve oranı azalarak 1860’ların sonuna kadar satılmaya devam etti. Temsili Paraya Geçiş iktisadi bakımdan Osmanlı Devleti için farklı bir dönemdir. Dönem içerisinde siyasi, iktisadi, mali ve parasal alanlarda, Batı örnek alınarak birçok ıslahat yapıldı. Dönemin bir diğer özelliği de, başta Avrupa’yla olmak üzere dış ticaretin hızla gelişmesidir. Dış ticaret, 1840 ve 1. Dünya Savaşı arasındaki dönemde on kattan daha fazla arttı. Liman ve demiryollarının inşası, Avrupa sermayesiyle modern bankaların kurulması bu süreci kolaylaştırdı. Makedonya, Batı Anadolu ve Suriye sahilleri boyunca, tarımın dış pazarlara açılma oranı arttı. Ticaretin artması, paraya ve para kullanımına olan talebi de arttırdı. Osmanlı Devleti’nin izlediği para politikaları açısından, dönem içerisinde iki önemli değişimin meydana geldiğini görmekteyiz. Bunlardan ilki 1844 yılında yapılan tashih-i sikke, diğeri de kâğıt para sürecinin başlangıcı kabul edebileceğimiz kaime uygulamasıdır. Yüzyılın başından itibaren, parasal istikrar, reform ve ticari gelişme, Osmanlılarca önemli bir gereklilik olarak algılanmaktaydı. Bu amaçla 1844 yılında yapılan tashih-i sikke ile parasal alanda düzenlemeye gidildi. Altın lira ve gümüş kuruşa dayanan yeni bir düzen kuruldu. Bir altın lira, 100 kuruş kabul edildi. Aynı zamanda yirmi kuruşluk mecidiye adı verilen gümüş sikkeler tedavüle sokuldu Toprak, 1987. Altın lira, gümüş kuruş ve yirmi kuruş değerindeki mecidiyeler temel para haline geldi. Bu tarihten sonra tağşiş uygulaması terk edildi. 1922 yılına kadar, İstanbul’da basılan tüm gümüş ve altın sikkeler bu ayarda basıldı. Ayrıca günlük işlemler için küçük birimlerden oluşan bakır ve nikel sikkeler de basılmaktaydı. Parasal açıdan istikrar sağlanmakla birlikte, mali güçlükler aşılabilmiş değildi. Osmanlı Devleti, mali güçlükleri aşmak için çeşitli yöntemler uyguladı. Bu yöntemlerden biri, parasal darlığa çözüm olarak basılan kaime oldu. Tanzimat’ın ilanından bir süre sonra, 1840 yılında, reformların finansmanı ve bütçe açıklarının kapatılması amacıyla, kaâim-i nakdiyye-i mu’tebere adıyla ilk kâğıt paralar basıldı. Bu ilk kaimeler, İstanbul gümrük gelirlerine endekslenmişti ve ülkenin her yerinde geçerli olacaktı. Kaimelerin tedavül müddeti 8 yıl olup, bu sene sonunda bedellerinin tamamen tesviye edilmesi kararlaştırılmıştı. Aynı zamanda kaimeler, senelik %12,5 faizliydi. Nama yazılı olmayan bu kâğıt paralar, tedavül aracı olarak kullanılabilen faizli devlet tahvillerinden başka bir şey değildir. Halk başlangıçta kaimelere tereddütle yaklaştı. Bu nedenle kaimeler, değerlerinin %30-40 altına değişmekteydi. Fakat toplum zamanla kaimeye alıştı. Devlet hazinesi ve gümrüklerce kabul görmesi ve yılda iki kez faiz ödemesi yapılması nedeniyle kaimeler belli bir süre madeni para ile başa baş değiştirildi. Faiz getirisi nedeniyle kaimeler bir tasarruf aracı haline geldi. 1844 yılında yeniden kaime basıldı. Ancak bu sefer faiz oranları %6’ya düşürüldü. Başlangıçta 50 kuruşun altında kaime çıkartılmamaktaydı. 1850 yılında 10 ve 20 kuruşluk kaimeler de basıldı. 1850 yılında basılan kaimeler faizsiz olarak çıkartıldı. Faizsiz olarak çıkartılan bu kaimeler, gerçek anlamda temsili paradırlar. Kaime basımı 1852 yılına kadar sınırlı miktarda tutulmaktaydı. Böylece kalpazanlık problemleri ortaya çıkmasına rağmen kaimeler iyi bir performans gösterdi. Fakat Kırım Savaşı nedeniyle çok sayıda kaime basılması, piyasa değerlerinin itibari değerlerine göre yarı yarıya düşmesine neden oldu. Bir altın lira, 200-220 kuruş kaime ile mübadele edilmekteydi. Netice olarak ilk temsili para deneyimi, büyük bir enflasyon dalgasıyla sonuçlandı. İlk kaimeler, 1860 yılı başında, Osmanlı Bankası’ndan alınan kısa vadeli kredilerle tedavülden kaldırıldı. Osmanlı Devleti, Kırım Savaşı’ndan itibaren, bütçe açıklarını kapatabilmek için, kaime basımının dışında, ikinci bir yöntem olarak Avrupa mali piyasalarından borçlanmaya başvurmuştu. Londra, Paris, Viyana ve diğer merkezlerden oldukça elverişsiz koşullarda büyük miktarlarda borç alındı. 1873 mali krizi Avrupa piyasalarından borçlanmayı durdurunca, Osmanlı Devleti moratoryum ilan etmek zorunda kaldı. 1881 yılında, Osmanlı maliyesi üzerinde Avrupa kontrolünü sağlayacak olan Düyun-u Umumiyye İdaresi kuruldu. 1863 yılında, Fransız ve İngiliz sermayesiyle Bank-ı Osmani-i Şahane’nin kurulmasıyla birlikte, para basma tekeli bu kuruma verildi. Osmanlı Bankası bu tekeli, sınırlı miktarda kâğıt banknot basarak Birinci Dünya Savaşı’na kadar korudu. Altına dönüştürülebilmekte olan bu banknotlar daha çok İstanbul ve yakın bölgelerde dolaşımdaydı. 1860’ların başında ilk kaimelerin tedavülden kaldırılmasından sonra Abdülhamid devrine kadar 1876-1909 bir daha kaime basımı yapılmadı. Fakat 1877-78 Osmanlı-Rus savaşının finansman gereklerinden dolayı, Osmanlı Bankası’nın kontrolü altında ikinci defa kaime basıldı. Devletin bazı ödemeleri kâğıt parayla yapmayı kabul etmesine rağmen, fazla sayıda basılmaları nedeniyle kaimeler, iki sene içerisinde itibari değerlerinin dörtte birine düştüler. İki buçuk seneden fazla tedavülde kalan bu kaimelerin kaldırılmasından sonra Birinci Dünya savaşına kadar yeni bir kaime basılmadı. Üçüncü ve son kaime basımı ise Birinci Dünya Savaşı yıllarında gerçekleştirildi. Birinci Dünya Savaşı’nın finansmanı büyük ölçüde kaime basımıyla gerçekleştirildi. Savaş süresince dört yılda yedi tertip toplam liralık kaime basıldı. Savaş sonrasında bu kaimeler Türkiye Cumhuriyeti’ne intikal etti. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kâğıt paraları 5 Aralık 1927 tarihinde piyasaya sürüldü ve bu tarihten itibaren altı ay süre içerisinde Osmanlı kâğıt paralarının kaldırılmasına karar verildi. Osmanlı Devleti’nde kâğıt paralar kaimeler devletin mali ihtiyaçlarını karşılamak amacı ile çıkartılmış ve bir iç borçlanma aracı olmuştur. Hedef her zaman için bu kaimelerin kaldırılması olmakla birlikte bu bir türlü gerçekleştirilememiştir. Hatta birçok defalar kaimelerin kaldırılması için halkın yardımına başvurulmuştur. Fakat toplanan yardımlar da dönemin mali ihtiyaçlarına kullanılmış ve kaimeler kaldırılamamıştır. Öte yandan 1873’ten itibaren gümüş, dünya piyasalarında değer kaybetmeye başlamıştı. Bu da Osmanlı bimetalizminin 1/16 dolayındaki altın-gümüş oranını geçersiz hale getirmişti. Devlet gelirlerinin gümüş olarak toplanması, giderlerin ise altın olarak yapılması hazineyi zarara uğratmaktaydı. Bu nedenle ilk olarak mecidiye darbı durduruldu. 1881 yılında para birimi olarak Osmanlı altın lirası kabul edildi. Fakat halkın mecidiye ve ufaklık para talebi devam ettiği için para rayiçlerinin ve türlerinin farklılığı, eskisi kadar olmasa bile devam etmekteydi. Bu nedenle sarraflık oldukça yaygınlaşmıştı. Sonuçta 1916 yılında Tevhid-i Meskukat Kanunu çıkarıldı ve 1 altın lira 100 kuruşa eşitlendi. Böylece 1881 yılından beri uygulana gelen, esas desteğini altından alan ancak gümüş sikkelerin de kullanımına izin veren topal altın standardı terk edildi ve yerini tamamen altın standardına bıraktı. Tevhid-i Meskukat Kanunu değer ölçütü olarak altını kabul etmekteydi ve para birimi kuruştu. Kanunla sikke adedi sınırlandırılırken, ülkenin değişik yerlerindeki farklı para rayiçlerine son verildi. Gümüş paralar için 300 kuruşluk, nikel paralar için 50 kuruşluk kabul hadleri benimsendi. Ancak kanunun başarısı sınırlı kaldı. Savaşla birlikte artan giderleri karşılamak amacıyla piyasaya sürülen kâğıt paralar, madeni ve ufaklık paraların tedavülden çekilmesine neden oldu. Kuruş olarak basılan kâğıt paralar da ufaklık sorununa çözüm getirmedi. Bunun üzerine çıkartılan pulların aynı işlevi görmesi hedeflendi. Böylece tamamen temsili para sistemine geçilmiş oldu. Cumhuriyet yönetimi de aynı sistemi devam ettirdi. Ulemanın Altın ve Gümüş Dışındaki Paralara Bakışı İslam âlimleri, altın ve gümüş dışında para yerine kullanılan diğer nesneler hakkında farklı görüşler beyan etmişlerdir. Âlimler arasında altın ve gümüşün cevheri bakımından para olduğu görüşü hâkimdir. Para için Arapçada kullanılan nukûd kelimesi, nakdın çoğuludur. Altın ve gümüşe nakdeyn iki nakit denilerek bunların yaratılış bakımından yani özleri itibari ile para oldukları ve alış verişte semen bedel olarak kullanıldıkları kabul edilmektedir. Nitekim Makrizi’ni para tarihinden daha önce yaptığımız alıntı ve Kınalızade’den yaptığımız alıntı da İslam toplumlarında mübadele aracı olarak altın ve gümüşe verilen özel yeri ifade etmektedir. Dımeşki ise el-işara ila mehasin’it-ticara isimli kitabında malları tarif ederken altın ve gümüşü, samit mal olarak tanımlamaktadır. Burada samit maldan kasıt dinar ve dirhemdir. Bunlara samit suskun denilmesi ise para olarak değere sahip olmalarından dolayıdır. Altın ve gümüşün dışında diğer maddelerden basılan ve para olarak kullanılan nesnelerin ise fülûs olarak isimlendirildiğini görmekteyiz. Fülûslar o dönemlerde genellikle bakır, demir veya bunların karışımı farklı madenlerden basılmaktaydı. Bu paralar genellikle bozukluk ihtiyacını karşılamada kullanılmaktaydı. Altın ve gümüş dışındaki maddelerden oluşan bu paralar, kendi mal değerlerinin ötesinde, bunları basan otorite tarafından kendilerine verilen değeri veya piyasa tarafından kendilerine atfedilen değeri taşıdıkları için aslında itibari paralara benzemektedirler. Fakat bunların gerçek değerlerinin çok üzerinde bir değer kazanması her zaman problem olarak değerlendirilmektedir. Makrizi, tarihinde bu duruma dikkat çekmekte ve Mısır’da fülûsların bozukluk para olarak kullanımının ötesinde yaygınlık kazanmasının ve gerçek değerinin üzerinde kıymet kazanmasının problemlere yol açtığını ifade ediyor. . Osmanlı Devleti’nde de 17. yüzyılın ikinci yarısında basılan ve gerçek değerinin çok üstünde itibari değer kazandırılan mankur denilen bakır paralar kısa sürede piyasaları altüst etmişti. Fülûs adı verilen altın ve gümüş dışında farklı maddelerden basılan paralar, ortaya çıkarttıkları problemlerle birlikte para hükmünde kabul edilmişlerdir. Ancak âlimler, bunları altın ve gümüş paralar ile aynı değerlendirmemişler ve aralarında hüküm olarak bazı farklılıklar görmüşlerdir. Bu farklılıklar, mezheplere ve mezhep içerisinde ileri gelenlere göre değişmektedir. Serahsi, fülûsların alışverişte para hükmünde değerlendirileceğini açıklarken, halkın bunların eşyalar için semen olacağını kabul etmesini yani toplumun tedavül aracı olarak kabulünü ileri sürer. Serahsi, burada örfü delil getirmek suretiyle altın ve gümüş paralarda olduğu gibi onların haricindeki madenlerden ve maddelerden yapılan paraların da geçerli olacağını kabul etmektedir. Kâğıt paraların ortaya çıkması ile birlikte bu konuda görüş beyan eden âlimler, bu paraları daha çok fülûslar ile karşılaştırmışlardır. Çünkü tıpkı fülûslarda olduğu gibi kâğıt paraların da alım gücü ile gerçek değerleri arasında bir ilgi bulunmamaktadır. Yine her iki para cinsinin değeri de parayı basan otoritenin belirlediği kıymetle veya bu paraları kullanan piyasaların atfettiği değerle ilgilidir. Tedavülden kalkmaları veya artık itibar görmemeleri durumunda alım gücüne sahip olmamaları da bunların ortak özelliğidir. Kâğıt para hakkındaki ilk tartışmalar daha çok temsili paralar üzerinde olmuştur. Temsili paraların altına çevrilebilme özellikleri ve parayı basan otoritenin istendiğinde karşılığını ödemeyi taahhüt etmesi nedeni ile senet mukabilinde kabul edilmişlerdir. Devletin ödeme garantisinde olması nedeniyle, bu paralarla başta zekat ödemesi olmak üzere ibadetlerin yapılması ve ticari işlemlerin gerçekleştirilmesi kabul edilmiştir. İtibari kâğıt paralar ile ilgili tartışma ise onlara sağlanan güvence üzerinden gitmektedir. Herhangi bir şeyin para olarak tedavülde kullanılabilmesi için bir güvene sahip olması gerekmektedir. Bu güven ya altın ve gümüşte olduğu gibi maddenin kendisinden olur ya da kâğıt parada olduğu gibi siyasi otoritenin verdiği güvenceden kaynaklanır ki kâğıt paralar güveni siyasi otoritelerden almaktadır. Bilinen tarih içerisinde farklı nesneler tedavül aracı olarak kullanılsa da içlerinde en yaygın olarak kullanılanları ve hemen tüm toplumlar tarafından kabul görenleri altın ve gümüş paralar olmuştur. Altın ve gümüş paralardan kâğıt paraya geçiş süreci ise oldukça uzun zaman almıştır. Teknolojinin gelişmesine paralel olarak ulaşım sistemlerinin gelişmesi ve nakliye maliyetlerinin düşmesi uluslararası ticareti artırmıştır. Uluslararası ticaretin artışı, emisyon ve taşıma zorlukları nedeni ile kâğıt paraya geçiş sürecini hızlandırmıştır. Piyasalarda tedavül edilen ilk kâğıt paralar ya sarraf, tacir, banker veya bankalar gibi kurumların verdiği birer senet veya banka notu olarak çıkmış ya da devletlerin mali ihtiyaçlarından kaynaklı iç borçlanma senedi ve tahviller olarak ortaya çıkmışlardır. Bunların her biri piyasada tedavül aracı olarak kabul görmeleri nedeni ile para hükmünde kabul edilmişlerdir. İslam dünyasında, klasik dönemde, nelerin para olacağı, paranın özellikleri ve para piyasalarında dengenin korunması üzerine tartışmalar yapılmıştır. Para ile ilgili konular birçok âlimin gündeminde olsa da özellikle fakihlerin tartışma alanına girmiştir. Klasik dönem İslam âlimleri parayı, özü itibari ile para olan maddeler ve hüküm olarak para kabul edilen maddeler diye ikiye ayırmıştır. Özü itibari ile altın ve gümüşün para olduğu bütün ulema tarafından kabul görmüştür. Altın ve gümüşün dışında diğer nesnelere gelince bunlar, bir otorite tarafından tedavül amaçlı piyasaya sürülmeleri veya toplumun bu maddeleri tedavül aracı olarak kabul ederek mübadele değeri vermeleri nedeni ile para hükmünde kabul edilmişlerdir. Fülûs olarak adlandırılan bu paralar üzerinde her ne kadar tartışmalar olsa da uygulamada her biri para olarak işlem görmüştür. Fülûslara gerçek değerlerinin dışında bir mübadele değeri yüklenildiği için de bunlar itibari paralara benzemektedirler. Kâğıt para üzerinde yapılan tartışmalar, fülûslar ile ilgili tartışmalar ile benzer olmuştur. Yapılan tartışmalardan ortaya çıkan sonuç, kâğıt paralara bir otoritenin yani devletin değer atfetmesi nedeni ile geçerli oldukları, para hükmünde oldukları kabul edilmiştir. Kâğıt paralar da bakır veya demir gibi madenlerden yapılan diğer paralar gibi itibari değere sahiptirler. Bu itibari değerlerini, kendilerine kıymeti veren otoriteden almaktadırlar. Dolayısı ile bu paralar tedavülde kaldığı ve değişimde kıymet gördüğü müddetçe para hükmünde değerlendirilmişlerdir. Kaynak Bilimevi İktisat Dergisi

kumbaradan kagit para nasıl çıkarılır